Ankara’da “Birleşik Muhalefet” forumu: ‘Artık kazanmak zorundayız”

Img

Ankara’da “Birleşik Bir Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz” başlıklı forum düzenlendi. Foruma siyasi parti, dernek, sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı. Forumun açılışını yapan eski TMMOB Başkanı Emin Koramaz “Hepimizin derinden hissettiği gibi ülkemiz tarihinin en ağır bunalımlarından birini yaşıyor. Ülkemizin içinden geçtiği süreç, basit bir yönetim değişikliği değil, kökten bir rejim dönüşümüdür. Karşımızdaki sıradan bir iktidar değil; tüm kurumları tek bir kişinin iradesine teslim eden, hukuku hiçe sayan, Cumhuriyet’in laik, bilimsel ve kamucu ruhunu sistematik olarak tasfiye eden bir tek adam rejimidir” diye konuştu.Devletin kurumsal hafızasının silindiğini söyleyen Koramaz, liyakatin yerini sadakatin, bilimin yerini dogmanın aldığının altını çizdi.

‘EMEKLİLER AÇLIĞA MAHKUM EDİLDİ’

100 yıllık Cumhuriyet’in tüm ekonomik varlık ve birikimlerinin talan ve tasfiye edildiğini vurgulayan Koramaz, şunları dile getirdi:

“Kamusal hizmetler birer himmet aracına dönüştürülerek kamu kaynaklarıyla palazlandırılan cemaat ve vakıflara terk edilmiştir. Bu rejim, eğitimi piyasalaştırmış, sağlığı metalaştırmış, emeği güvencesizleştirmiş, doğayı talan etmiş, laikliği tasfiye etmiş ve kadın haklarını hedef almıştır. Emekliler açlığa mahkûm edilmiş, gençler ya güvencesiz işlerde çalışmaya ya da bu toprakları terk etmeye zorlanmaktadır. Ülke, yolsuzluk ve kara para endekslerinde zirvelerde, insani gelişmişlik ve eğitimde ise diplerde sürünmektedir.

Karşımızda tarihimizin tüm usulsüzlük ve yolsuzluklarını, borçlanma ve faiz ödeme düzeylerini, rant politikalarını, vergi adaletsizliklerini kat kat aşan; halkın yaşamını hayat pahalılığı, işsizlik ve yoksulluk ile mahveden bir kötülükler ve felaketler iktidarı vardır. Ve son dönemde yaşanan yargı operasyonları, mutlak butlan tehditleri ve toplumsal muhalefete yönelik baskılar, bu rejimin demokratik hiçbir kural tanımadığının en açık kanıtlarıdır.

Ülkemiz, ABD’nin Büyük Orta Doğu politikalarıyla uyum için adım adım seçimlerin dahi göstermelik hale geldiği siyasal islamcı monarşik bir rejime doğru sürüklenmektedir. Ülkemizde rejimin aldığı hal, laik cumhuriyeti savunanların -Anayasa’yı hiçe sayarak- ‘suçlu’ gibi cezalandırılmasına kadar gelmiştir. Peki ya muhalefet? Ne yazık ki, iktidarın en güçlü silahı olan “böl, yalnızlaştır, etkisizleştir” stratejisi karşısında muhalefet cephesi de dağınık ve parçalıdır. İktidar, bir yandan Kürt siyasal hareketini farklı hamlelerle muhalefetten uzaklaştırmaya çalışırken, diğer yandan CHP üzerindeki yargı baskısını artırmakta, sendikaları, meslek odalarını, üniversiteleri ve demokratik kitle örgütlerini sindirmeye çalışmaktadır.

ORTAK MÜCADELE VURGUSU

Bugün işçiler ücretleri için, emekliler insanca yaşam için, kadınlar şiddete karşı, gençler gelecekleri için, köylüler toprakları için, ekolojistler doğa için mücadele ediyor. Bunların her biri haklı ve meşru mücadelelerdir. Ancak asıl sorun, bu direniş dinamiklerinin ortak bir mücadele zemininde buluşturulamamış olmasıdır. Herkes kendi dar alanında, kendi örgütü içinde, kendi ajandasıyla mücadele ediyor. Oysa geldiğimiz noktada, tüm bu hak mücadelelerinin önündeki engelin aynı olduğunu görmek zorundayız: Tek adam rejimi. Ve bu rejim, ancak tüm bu kesimlerin birleşik mücadelesiyle durdurulabilir. İşte tam da bu nedenle, bu parçalı muhalefeti birleşik bir toplumsal güce dönüştürebilme umuduyla bugün buradayız. Bu forumu düzenleme amacımız, farklı toplumsal talepler etrafında gelişen bütün direnişleri ortak bir hedefte buluşturmanın ve siyasi partiler alanına hapsolmayan yeni bir toplumsal güç oluşturmanın yollarını aramaktır. Biz, bu kötülük düzenine dönüşen rejime karşı mücadelenin birkaç siyasetçinin iradesine bırakılamayacağına inanıyoruz.

‘BİRİMİZİN SORUNU HEPİMİZİN SORUNU’

Çıkış yolumuz, ne bu düzenin yamalanmasından, ne de küçük rötuşlarla sürdürülmesinden geçiyor. Ne düzen muhalefetinin kısır vaatleri ne de tepeden inme lider değişiklikleri bizi kurtarır. Bugünkü iktidarı ancak halkın örgütlü gücü, dayanışması ve ortak mücadelesi durdurabilir. Bugünkü toplantıdan beklentimiz, bugün burada başlayan tartışmaların, dile getirilecek önerilerin, ülkemizin diğer illerinde de yaygınlaştırılarak önümüzdeki günlerde somut adımlara dönüşmesidir. Mahallelerde, iş yerlerinde, fabrikalarda, kampüslerde ve yaşamın her alanında örülecek dayanışma ağlarıyla, ‘birimizin sorunu hepimizin sorunudur’ bilincinin yaygınlaştırılmasıdır.

Ortak bir eylem takviminin belirlenmesi; kadın, ekoloji, emek, demokrasi mücadelelerini ortak bir dilde buluşturacak söylemlerin geliştirilmesidir. Beklentimiz, sadece itiraz eden değil, öneren ve kuran bir muhalefet anlayışının geliştirilmesi; Meclis aritmetiğine dayalı siyaset yerine öznesi ve kurucusu halk olan yeni bir siyasal zeminin yaratılmasıdır. Bu vesileyle, bugün bu salonda bulunan her bir katılımcıya, çağrımıza kulak veren, bu zorlu süreçte umudunu koruyan ve mücadele azmini yitirmeyen tüm dostlara bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Unutmayalım, bu mücadele aynı zamanda bir varoluş mücadelesidir. Sadece bizim için değil; doğacak çocuklarımız için, talan edilen yaşam alanlarımız için, çalınmak istenen geleceğimiz için, bu topraklarda yeşeren tüm canlılar için bir varoluş mücadelesi. Bugün burada başlayan bu tartışma, bu mücadeleyi birlikte kazanacağımız gelecek güzel günlerin ilk kıvılcımı olsun.”

GÖKHAN GÜNAYDIN: HAYIR DİYEN İNSANLARLA BİR ARADAYIZ

Foruma katılan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da sözlerine tarihçi Eric Hobsbawm’ın “aşırılık çağı” ve siyasetçi, düşünür Antonio Gramsci’nin “canavarlar zamanı” tanımlamalarına atıfta bulunarak başladı. Gramsci’nin “canavarlar zamanı” tanımlamasına Filistin ve İran’da yaşananları örnek gösteren Günaydın, “Türkiye’ye yönelik de hayırseverlik maskesi altında bir elbise biçiliyor. Diyorlar ki bize ve bizim coğrafyamıza, yalnızca Türkiye’ye değil, Kuzey Afrika’dan başlayıp Orta Doğu’ya kadar uzanan o bütün bölgeye diyorlar ki, ‘siz kendinizi insan sanıyorsunuz, siz demokrasiyle yönetilebileceğinize ilişkin garip varsayımlar içindesiniz, denedik olmuyor size. Dolayısıyla size biz monarşi vereceğiz.’ Türkiye bu ikilemle karşı karşıyadır. Ya üzerine biçilen bu elbiseyi bugün Erdoğan, yarın da bir başkası kabul edecek ya da onurla, ne olursa olsun buna ‘hayır’ diyecek. Biz de ‘hayır’ diyen insanlarla bir aradayız. O yüzden çok mutluyum” ifadelerini kullandı.

‘MİLYONLARCA İNSAN AÇLIK SINIRININ ALTINDA YAŞIYOR’

Türkiye’de milyonlarca insanın açlık sınırının altında yaşadığına işaret eden Günaydın, “Kimileri ‘Yetmez ama evet’ derken, biz Birleşik Haziran Hareketi ile birlikte Türkiye’ye biçilen o elbisenin, anayasa üzerinden neler getirebileceğini söylemiştik. Artık otoriterlikten diktatörlüğe evrilen bir rejim var. Artık bürokratlar eliyle yönetilen, halktan tamamen kopmuş, seçim kaygısını bütünüyle yitirmiş bürokratik bir oligarşi, memleketi açıkça felaketin koşullarına doğru sürüklüyor. Bu çerçeveye ‘hayır’ diyebilmek ancak birleşerek, bir arada olmakla mümkündür” diye konuştu.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı 19 Mart’ın Türkiye için bir başka adım olduğunu söyleyen Günaydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü Trump’tan icazet alarak yapmışlardı bunu. O gün insanları bir mitinge çağırdık. Tarihi Yarımada’nın her yeri kapatılmıştı ve biz içeride 2 bin 300 kişiydik. Gözümüzün ucuyla da bakıyorduk kim gelecek diye. Burada hepinizin huzurunda onlara teşekkür ederim ki benim de öğrencisi olmaktan gurur duyduğum İstanbul Üniversitesi’nin öğrencileri, barikatları yıktılar ve geldiler. Bugün Türkiye’de bir demokrasi varsa o çocukların sayesinde. Bugün o yiğit gençler, devrimci kadınlar bize ayar vermeye devam ediyorlar. Umarım hep böyle olur. Umarım ‘Birileri bizim adımıza siyaset yapıyor, onlar doğru yaparlar’ demeyiz. Umarım sokaktan siyasete ayar vermeye devam ederiz.

‘İNSANLAR KOCAMAN BİR ‘HAYIR’ DİYOR’

Sadece İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de değil artık Konya’da da, Niğde’de de insanlar kocaman bir ‘hayır’ diyor. Bu geleceksizliğe hayır diyorlar. Çocuklarımızın ve gençlerimizin hayallerinin çalınmasına hayır diyorlar. Biz buna bir çıkış yolu bulmak zorundayız. Bunun çıkış yolu, CHP Grup Başkanvekili olarak söylüyorum, bir siyasal partinin tek başına organize edebileceğinden çok daha büyük bir iştir. Dolayısıyla buna hep beraber sahip çıkmak zorundayız.

‘MÜCADELEYİ ORTAKLAŞTIRMALIYIZ’

Ama bir şeyi unutmayalım. Gezi’de de hep beraberdik. Gezi bugün Türkiye’nin en büyük direnişi olarak tarihe geçtiyse ama buna rağmen amacına ulaşamadıysa, siyaset bilimciler oturup konuştuğunda ‘Evet oradaydık ama yeterince örgütlü değildik’ diyorlar. Demek ki mesele örgütlü olmakta. Örgütlü olmanın yolu mahallede, tarlada, fabrikada örgütlenmektir. Ama burada siyasal partilerin önemsizleştirilerek bir yere varılabileceğini de düşünmüyorum. Sabahın araması farklıdır, taleplerimiz farklıdır. Zaten tek tipleştirilecek bir muhalefete de ihtiyacımız yoktur. Ama mücadeleyi ortaklaştırmak lazım.

Bu mücadelenin öznesi yurttaş olacaktır. Gençler ve kadınlar olacaktır. Ama herkes kendi alanından da bu örgütlenmeye bir alev atmaya, ateş yakmaya devam edecektir. Ayrıca sadece itirazı örgütlemek yetmez. İtirazı örgütlemek çok güzel ama bunun yanında artık inşa süreçlerini de örgütlemek zorundayız. O halde arzu ettiğimiz Türkiye’yi nasıl kuracağımızı ve hangi yollarla buna varacağımızı ortak ve temel bir program çerçevesinde ortaya koyabilmeliyiz.

‘ÖFKEYİ UMUDA DÖNÜŞTÜRME ZAMANI’

Biz Türkiye’nin şu anda birinci partisiyiz. Türkiye’nin birinci partisi olduğumuz için de başımıza gelmeyen kalmadı. Bundan sonra da çok şey gelecek. Ama ben çok iyi biliyorum ki o bayrağı hangi arkadaşımız düşürürse düşürsün, arkasında o bayrağı taşımaya niyetli milyonlar var. Dolayısıyla bu bayrağın arkasından gelecek olanlar vardır. Bu çok kıymetlidir. Ben, ortak bir muhalefetin örgütlenmesinin her zaman yanında duran bir kardeşiniz olarak, Türkiye’de renklerimizin canlılığını ve çeşitliliğini kaybetmeden ortak talepler etrafında sağlam bir inançla ve kararlılıkla bir araya gelmenin büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Öfkemiz büyük. Şimdi öfkeyi umuda dönüştürme zamanı, umudu örgütleme zamanı.”

ŞENAL SARIHAN: BİRLİKTE MÜCADELENİN YÖNTEMİ BULUNMALI

Yurttaş Birlikteliği adına söz alan ve birlikte mücadele etmenin zorunlu olduğunu vurgulayan avukat Şenal Sarıhan da “Yan yana olmak, eşitler arasındaki birlikteliği ifade eder. İşte bugün çok daha büyük bir birliktelik için, Türkiye çapında birlikte ortak bir yol yürüyebilmek adına yol arayan bir topluluğuz. Bu dönemde yapılması gereken şey, ne olursa olsun birlikte mücadele etmenin yol ve yöntemini bulmaktır. Zorluklar olduğunu biliyorum. Kendi aramızda da zaman zaman farklılıklar ve ayrışmalar olduğunu biliyorum. Ama Cumhuriyet değerleri için, demokrasi için, eşitlik için, gençler için, yaşlılar için ve hepimiz için yurdumuzu seviyoruz. Bu sevgi bizi her türlü mücadeleye ve kararlılığa hazır ediyor. Yolumuz açık olsun” dedi.

İLHAN CİHANER: ARTIK KAZANMAK ZORUNDAYIZ

Kürsüye “Seçilmiş CHP PM Üyesi” olarak davet edilen İlhan Cihaner, “Bu ifadeyi kullanmak zorunda kaldık çünkü normalde her şeyin normal yaşandığı bir ülkede bir partinin adını söylemek yeterliyken, maalesef başına böyle bir ek getirmek zorunda kalıyoruz. Gerçi o eki şu sıralar bizler onurla taşıyoruz. Atanmışların ise öyle olduğunu düşünmüyorum” dedi.

Geçmişte de sosyal demokratların, sosyalistlerin ana başlıklarından birinin “birleşik mücadele” olduğunu söyleyen Cihaner, “Ama Türkiye’nin bugünkü koşullarında bu artık bir mecburiyettir. Yani ‘Biz iktidara gelelim’, ‘Falanca parti iktidara gelsin’ ya da ‘Böyle olursa baskıcı iktidardan kurtuluruz’ meselesinden öte, tarihin bugün yaşayan tüm kuşaklara, özellikle dünyaya soldan bakan kuşaklara yüklediği tarihsel bir zorunluluktur. Geldiğimiz noktada bu artık Türkiye’de neredeyse bir yaşam meselesidir. Bugüne kadar Türkiye’de mücadele vermiş, 12 Eylül öncesinde işkence görmüş, eşitlik, özgürlük, adalet, emek, akademik özgürlük, hatta belki cinsel yönelim mücadelesi vermiş, hayvan hakları mücadelesi vermiş, ekolojik mücadele vermiş tüm kuşakların bu emekleri artık bizlerin omuzlarında. Artık kazanmak zorundayız” dedi.

‘POLİTİK CESARETE İHTİYACIMIZ VAR’

“Artık Türkiye’nin geldiği noktada ideolojik netleşmeden çok politik cesarete ihtiyacımız var” diyen Cihaner, şunları söyledi:

“Geçmişin eleştirisini yapacağız ve yapmak zorundayız. Ama bunu yaparken yeni bir devlet analizine de ihtiyacımız var. Artık otoriterlik kavramı yetersiz kalıyor. Bugün bir terör devletiyle karşı karşıyayız. Eğer bugün yaptığınız bir eylemin ertesi gün ya da on yıl sonra önünüze nasıl çıkarılacağını bilemiyorsanız, artık bir terör düzeninde yaşıyorsunuz demektir. Çünkü terör dediğimiz şey, insanları belirsizlik üzerinden dehşete düşüren bir pratiktir. Bugün Türkiye’nin yaşadığı durum budur. On yıl önce yaptığınız bir işlem geçersiz sayılabiliyor, iki yıl önce hukuka uygun kabul edilen bir eylem bugün ağır bir suç olarak karşınıza çıkabiliyor.

Buradan Çankaya Belediye Başkanımıza da dayanışma duygularımızı gönderelim. Tam olarak yaşadığımız budur. Bu bir terör pratiğidir. Önce HDP’li belediyelerin seçim sonuçlarını iptal edip kayyum atadılar. Sonra İstanbul seçimlerini iptal ettiler. En son CHP’nin kendi seçimini iptal ettiler. Devletin neye dönüştüğünü doğru tespit etmeliyiz. Çünkü bu, mücadele yöntemlerini de belirleyecektir. Objektif ve subjektif koşullar bu birlikteliği hem kolaylaştırıyor hem de tarihsel bir sorumluluk hâline getiriyor. Kolaylaştırıyor; çünkü artık sırtımızı dayanabileceğimiz dört-beş temel başlık kaldı. Ortak program o kadar sadeleşti ki burada bulunan herkesin bu dört-beş başlıkta birleşebileceğini düşünüyorum. Ayrıca iktidarı istemek gerekiyor. İktidar perspektifini kaybetmemek gerekiyor. Bu süreçte her bileşenin kendi örgütsel pozisyonunu koruma kaygısından biraz geri adım atması gerektiğini düşünüyorum.

‘PANİK DUYGUSUNDAN ÇIKILMALI’

Son dönemde bir panik duygusu hissediyorum. Bu panik yeni değil. Reel sosyalizmin çözülüşünden bu yana süren bir başarısızlık duygusu var. CHP’nin başına gelenlerden sonra da ‘Artık ne yapılacaksa yapılsın’ anlayışını besleyen bir panik oluştu. ‘Bu iktidar devam ederse, bir seçim daha kaybedilirse bu ülkede yaşanmaz’ diyenler var. Ama bu panik duygusundan çıkmamız gerekiyor. Çünkü hem objektif hem de subjektif koşullar yalnızca böyle bir birlikteliği değil, bu birlikteliğin iktidarını da mümkün kılıyor. Yeter ki doğru yönetelim. Yeter ki geçmişteki sorunlarımızdan ders çıkarabilelim. Önümüzdeki iktidar mücadelesinin önemi şudur: Eğer bu iktidardan kısa sürede kurtulamazsak, bu rejim hem kalıcı hâle gelecek hem de Erdoğan sonrası ya da AKP sonrası dönemde güvence altına alınacaktır. Bu nedenle tarihsel sorumluluğumuz yan yana durmaktır. Umarım herkes bu sorumlulukla hareket eder.”

KAYIHAN PALA: ÖFKEYİ UMUDA DÖNÜŞTÜRMELİYİZ

CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala da “Ne yapmalı?” sorusuna yanıt aramanın çok değerli olduğunu ifade etti. Formda söz alan liseli öğrencilerin sözlerini hatırlatan Pala, “Buraya çıkan her genç arkadaşımız, ‘Hata yaparsam kusuruma bakmayın’ dedi. Biz ise her şeyi bilen insanlar gibi davranıp hata yapmayı kabul etmediğimiz sürece, bugün neden burada olduğumuza dair gerçek bir özeleştiri de veremeyiz” dedi. Pala, şunları söyledi:

“Hepimiz öfkeliyiz. Ancak dünyada başarıya ulaşan hareketlere baktığımızda, öfkenin tek başına başarıya giden yolu örmediğini görüyoruz. Asıl yapmamız gereken şey, öfkeyi umuda dönüştürmektir. Umut açısından bugün çok da iyi bir durumda olmadığımızı görmemiz gerekiyor. O yüzden yan yana dururken bu öfkeyi nasıl umuda dönüştüreceğimiz konusunda da ortak bir çerçeveye ihtiyacımız var.

Tam burada en önemli kavramın ortak bir amaçta buluşmak olduğunu düşünüyorum. Eğer ortak amacı olabildiğince geniş bir kesimle paylaşabilirsek, bugün araştırmalara göre ülkenin yüzde 70’inin itiraz ettiği bu iktidarı da değiştirmemiz mümkün olacaktır. Bunu yaparken hangi örgütten geldiğimiz ya da hangi siyasal gelenekten geldiğimiz meselelerini en azından bir süreliğine kenarda bırakıp, ‘Yan yana durmanın koşulu budur’ diyerek yola çıkabilmek çok önemlidir.”

OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU: GELDİĞİMİZ NOKTA BAŞLADIĞIMIZ NOKTADAN GERİDE

Türkiye sosyalist hareketinin liderlerinden Oğuzhan Müftüoğlu da “Türkiye Cumhuriyeti’nin son 50 yılını yaşamış bir insanım. 60’lı yıllardan itibaren sol mücadele içerisindeyim. Bizim, 60’lı yıllarda Dev Genç’le ‘Bağımsız Türkiye’ diyerek sokaklara çıkıp sonra Mahir’lerin, Deniz’lerin, Ulaş’ların hayatını kaybettiği süreçler yaşayarak gittiğimiz dönemden bu yana çok uzun bir süreç geçti, darbeler geçti. 12 Mart’ta yenildik, 12 Eylül’de yenildik, buraya yenile yenile, hatalar yaparak geldik. Bugün geldiğimiz nokta, bizim başladığımız noktadan çok geri bir noktada” dedi.

Aradan geçen sürede Türkiye’nin bir rejim değişikliği geçirdiğini ifade eden Müftüoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti artık eski Türkiye Cumhuriyeti değildir. Devletin temel değerleri, ordusu, anayasası ve devlet sistemi tamamen değişmiştir. Polis teşkilatı ve istihbarat yapısı tamamen değişmiştir. Sömürge tipi faşizmden İslamcı faşist bir rejime dönüştü Türkiye Cumhuriyeti” diye konuştu.

CHP’de yaşananlara da değinen Müftüoğlu, “Son dönemde CHP’ye yapılan operasyon da aslında eski Türkiye’nin izlerini tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bir adımdır. Bunu söylerken CHP içinde verilen mücadeleyi küçümsediğim için değil, tam tersine çok önemsediğim için söylüyorum. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin köküne kibrit suyu dökülmek isteniyor. ‘CHP diye bir parti var, onu da tamamen ortadan kaldıralım’ anlayışıyla, bütünüyle İslamcı bir rejimin ve Amerika’nın istediği biçimde bir ülkenin oluşturulmaya çalışıldığı bir dönemdeyiz” dedi.

‘YAPMAMIZ GEREKEN BİRLEŞİK MÜCADELEYİ ÖRGÜTLEMEK’

Müftüoğlu, şöyle konuştu:

“Türkiye’nin bütün emekçileri, kadınları, gençleri bu gidişata karşıdır. Ancak maalesef dağınık olduğumuz, örgütlü bir mücadeleyi yeterince kuramadığımız ve geçmişte yaptığımız hatalardan yeterince ders çıkaramadığımız için süreç olumsuz ilerleyebiliyor. Oysa kazanabiliriz. Geçmişten ders çıkarırsak, hatalarımızı tekrarlamazsak kazanabiliriz. Türkiye’de bu rejime en güçlü şekilde karşı duran kadınlar, gençler, emekliler, işçiler ve bütün yurtseverler büyük bir toplumsal güçtür. Karşımızda ister emperyalizm olsun ister onun Türkiye’deki temsilcileri olsun, bu birleşik güç kazanacaktır. Bizim yapmamız gereken bu birleşik mücadeleyi örgütlemektir. Bu önemli ve zor bir iştir. Bunun bilincinde olmak zorundayız.

‘SEÇİM KAZANMAK TEK BAŞINA YETMEZ’

Bir başka önemli nokta da şudur: İstihbarat teşkilatı ve devletin bütün kurumları artık 10-20 yıl önceki yapıda değildir. Parlamento seçimlerini kazanmanın tek başına yetmeyeceğini bilmek zorundayız. Egemen sınıflar ve emperyalizm, yalnızca kendi güçleriyle değil, muhalefet içindeki ayrışmalardan da yararlanarak iktidarlarını sürdürmüşlerdir. Bunu unutmayalım. Her kritik dönemde muhalefetin içinden bölünmeler yaratılmıştır. Son dönemde ‘atanmış CHP’ ve ‘seçilmiş CHP’ gibi tartışmalar yapılıyor. Zor bir süreçten geçiyoruz. Bu nedenle yalnızca seçim kazanmak yetmeyecek. Bütün muhalefet güçlerinin, kadınların, gençlerin ve onların örgütlü yapılarının yer aldığı güçlü bir muhalefet cephesinin oluşturulması gerekiyor. Seçim kazanıldıktan sonra da mücadele bitmeyecek. Tam tersine, amaçlarımıza ulaşabilmek için daha zorlu bir mücadele dönemi bizi bekliyor.”

yok

Author: Ece Yılmaz