Trump’ın Savaş Stratejisi Neden Tıkandı?

Trump'ın Savaş Stratejisi Neden Tıkandı?

ABD Başkanı Donald Trump, görünüşte soğukkanlı davranmaya çalışsa da, İran’a yönelik savaş stratejisinde ciddi bir panik yaşadığı aşikar. Trump’ın, İsrail ile birlikte planladıkları saldırının beklenen başarıyı getirmediği, söz ve davranışlarından net bir şekilde anlaşılıyor. Üst üste çelişkili açıklamalar yaparak, savaşın sona erdiğini ilan ediyor, ancak aynı zamanda “savaş durmazsa” İran’ın enerji altyapısını hedef alacağı konusunda uyarılarda bulunuyor. Ayrıca, “öldürülmesini istemediği” bir İranlı yetkiliyle müzakereler yürüttüğünü öne sürerek saldırı kararını ertelediğini ifade ediyor. Ancak İran, bu görüşmelerin gerçekleşmediğini açıkça belirtmekten çekinmiyor.

Trump’ın, istihbarat stratejisi olarak bilinen “aldatma taktiği”ne başvurması etik olmayabilir, fakat bu durum onun yalan söyleme konusundaki sınırlarını zorladığını gösteriyor. Son zamanlarda, İran’a yönelik savaş için sorumluluk arayışında olduğu da görülüyor; özellikle Pete Hegseth gibi yönetim içerisindeki bir figürü bu süreçte suçlayarak “ben yapmadım, o yaptı” şeklinde bir yaklaşım sergiliyor. Ancak savaş çıkarma yetkisinin yalnızca bir kişiye ait olmadığı biliniyor ve bu tür bir savunmanın Trump’ı sorumluluktan kurtarmayacağı da aşikar.

Trump, toplumda yükselen bir itiraz dalgası karşısında tutarsız açıklamalar yapma ihtiyacı hissediyor. MAGA hareketinin ilkelerine ters düşmekle eleştirilmesi bir yana, ne yapmak istediğinin anlaşılamaması onun için işleri zorlaştırıyor. Son günlerde yapılan bir CBS News/YouGov anketine göre, Amerikalıların yüzde 68’i Trump yönetiminin İran’a yönelik savaş gerekçelerini net bir şekilde ifade edemediğini düşünüyor. Bu da, Trump’ın kendi tabanını bile ikna edemediği bir savaş yürütmesinin oldukça zor olacağını gösteriyor.

Uluslararası hukuk açısından da Trump ve yönetimi risk altında. Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının hukuka aykırı olduğunu ifade etmesi bu konudaki önemli bir nokta. Ayrıca, Trump’ın, 23 Mart’a kadar Hürmüz Boğazı’nı açmaması halinde İran’ın elektrik santrallerini “yok etme” tehdidinin, gerçek bir güç olmasına rağmen, etkisiz bir tehdit olduğunu görmekteyiz. Bir ülkenin temel altyapısına yönelik saldırılar, uluslararası hukuk açısından “savaş suçu” olarak değerlendiriliyor.

Trump’ın, geçen Haziran ayındaki saldırının ve Venezuela Devlet Başkanı Nikolas Maduro’yu kaçırma girişiminin sonucunda benzer bir durumla karşılaşmaktan korktuğu anlaşılıyor. Teksas’ta benzin fiyatlarının 3,62 dolara ulaşması ve yaklaşan ara seçimler, Trump’ın ciddi bir oy kaybı riski ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. İsrail’in mutluluğu için başlatılan İran savaşı, ABD halkını da olumsuz etkiliyor. New York Times yazarı Nicholas Kristof, savaşın her dakika 1,3 milyon dolardan fazla bir maliyet yarattığını vurguluyor. Pentagon’un savaşı finanse etmek için talep ettiği 200 milyar doların, her Amerikan hanesi için 1.400 dolardan fazla yük getirdiği ve bu rakamın toplam maliyeti tam olarak yansıtmadığı belirtiliyor. Harvard Üniversitesi’nden savaş finansmanı uzmanı Linda Bilmes ile yapılan bir röportajda, masrafların çoğunun toplum üzerindeki etkilerine de dikkat çekiliyor.